Yöresel Türkülerimiz


Her ulus kendi kültürü yaratırken, kültürünün ayrılmaz bir parçası olan folklorünü de yaratmış, sevinçlerini, üzüntülerini ve acılarını değişik kalıplarda ifade edecek formları da bulmuştur.
Bölgemiz insanları, geri kalmışlığın kaynağı cehaletle savaşırken, onun getirdiklerine de katlanmak zorunda kalmıştır. 
Aşağıdan gelir aldıramadım
Bir elinde divit,bir elinde kalem
Aşağıdan gelir allı moralı
Sen gelin olalı burnun havalı
Aşağıdan gelir güzelin göçü
Ömrümce saklarım verdiğin saçı
Kelkit’in altında bir ulu yazı
Attın içerime oy olmaz sızı
Buram buram sevda kokan bu Kelkit türküsünden sonra, şimdi de yöremizde söylenen bir ağıtı aktaralım : Olay askerî bir alayın Kelkit’te konuşlandığı bir dönemde, şimdiki Küçük Cami’in önünde geçer. Küçük Camii askeri karargah binasıdır. Teskeresini alacak asker, teslim etmek için tüfeğini temizlemektedir. Unutulan bir mermi ateşlenir, asker kafasından yaralanır ve ölür. Arkasından bu ağıt yakılır:


Doktor gelir al atlı
Beynime kurşun aktı

Ana beni unutma
Göz yaşını kurutma

Toprak emdi kanımı
Silah altı canımı

Al kanları yuyanlar
Sağ olun arkadaşlar

Hastane önü anam mermer döşeli
Üç gün oldu ben bu derde düşeli
Bir mektup yazdım anam dört ucu kara
Anam duyar ise düşer yollara
Yine yöremizde söylenen aşağıdaki ağıtta ise, bir yiğidin öldürülüşü ve bu ölüm karşısında duyulan çaresizlik anlatılmaktadır:

Çekin atı binsin Pekün’ün başı
Yazın evrağımı deryaya salın
Pekün’den çıkıyor bir sürü koyun
Bir oğlum olursa ismini koyun
Dağlar perde çekmiş arada kaldım

Elim yaramdadır,canım kafeste
Yazın evrağımı deryaya salın
Pekün’den çıkıyor bir ince tütün
Kara toprak ile üstümü örtün
Dağlar perde çekmiş arada kaldım

Nahır gelir Alansa’yı yol eyler
Nettim ulan Halil ben sana nettim
Halil çıkmış şu dağlarda ne gezer
Nettim ulan Halil ben sana nettim
Agah Babanın Kazları yöremizde çokça bilinen ve söylenen bir türküdür:

Bekir Dayı tarlasında
Agah babanın kazları

Ortadaki volta atar
Agah babanın kazları

Yayılırlar gündüz gece
Agah babanın kazları

Cankul kotan tarlasında
Agah babanın kazları

Bağırırlar avaz avaz
Agah babanın kazları

Kıran’ın altı göze
Derdin ne idi bennen
Yar öyle mi öyle mi 
Tabağa gül dikerim
Eller yar yar dedikçe
Yar öyle mi öyle mi
Garip Salih coşanda
Dünya benim olur yar
Yar öyle mi öyle mi 
Tespit edebildiğimiz tek kıtalı bir Kelkit türküsü de şöyledir:

Ezan sesi kulağıma dokunur
Benim ciğerime hançer sokulur...

KELKİT’İN ALTI BAĞLAR TÜRKÜSÜ


Kar yağar seki bağlar
Muratsız her gün ağlar
Hayınsın yar

Söyletmeyin dertliyem
Çok ezelden dertliyem
Hayınsın yar

Bilmedim vahtı geçti
Her gelen bahtı geçti
Hayınsın yar


Yar yar...Kar yağar seki bağlar zalım yar
Yar yar... Muratsız her gün ağlar 
Yavru yavru... Baba der bahtı geçti
Oğul kurban...Dünya bir penceredir
Di gel zalım amman hayın yar

Sevgi ve aşk tüm insanlığın ortak değerleridir. Anadolu insanı, savaşlara ve çaresizliklere karşı türkülerini büyük bir sevgi ateşiyle yakmış ve söylemiştir. İşte Karşıyaka köyümüzden temiz ve saf bir aşk hikayesinin anlatıldığı dizeler:

Yütürdüm saatımı,nananay
Yitirdim hayatımı,nananay

Eğlenceden gelenlere 
Sevdalıktan ölenlere
Yayla yolları taşlı da
Anan mı döğdü seni de 
Entarini dar eyle de
Kimler kandırdı seni de
 

Su bağladım keleme
Çıktım yüksek dağlara
Ben biçerim buğdayı
Bensiz nasıl gezersin
Su bağlasam gelir mi
Yare tel çeksem
 

 

El alem içinde neler söylerim
İfadeyi de doğru söyle sarı meryemim...

Kız kurban olayım o nasıl bakış
İmlek çalan parmaklarına kurbanım...

Sandığa vurmayın,sandık yaralı
Benim yürek hepsinden yaralı
Gide de gelmeye,karalı yıllar...

Ağır mermi havalarda tartılır
Yıllar kardeş yıllar,yaralı yıllar
Askeri çektiler horon düzüne
Alsın yavruları iki dizine
Gide de gelmeye karalı yıllar...

Yanlarımıza doldu gülle tütünü 
Yıllar kardeş yıllar yaralı yıllar
Çilhoroz’da toplar kurulu kaldı
Nice yiğitler yollarda kaldı
Gide de gelmeye karalı yıllar...


Kıran’dan aşma gelin
Kocan çirkin sen güzel
Kıran’dan aşma garı
Kartolları sökmeden 
Kıran’dan aşıyorsun
Kız memende pire var
ÖT GARİP GARİP

İçinde eğlenir ördeği kazı
Sılanın bülbülü öt garip garip...

Çifte nöbetçiler gezer burada
Sılanın bülbülü öt garip garip...
BEN HOROZUM ÖTERİM


Öyledir yar öyledir
Öyledir yar öyledir
Gel ho gel canocan
Kara tavuk kaz tavuk
Kanadı kanı soğuk
Tardan indim beklerim...

Gelmiyor tüyü yoluk...

Öyledir yar öyledir
Öyledir yar öyledir
Gel ho gel canocan
Türküleri ağıtlardan ayıran en belirgin özellik, ağıtların belli bir forma veya kalıba bağlı kalmaksızın, çok büyük bir acı karşısında irticalen söylenmeleridir. Buna ağıt yakma denir. Büyük acılar karşısında nice ağıtlar yakmış bölgemiz insanı, acılara karşı duyarsız kalmamış haliyle,her zaman acısını söze dökmeyi bilmiştir. Denilebilin ki en fazla folklorik birikim, ağıtlarla karşımıza çıkmaktadır. Acının coğrafyasında,en dayanılmaz acılara bile katlanan Kelkit insanı, hep dindirilmiş acılarıyla baş başa kalmış, hayattan haz alma yeteneğini geliştirememiştir. Kelkit’te nereye giderseniz gidiniz, ya savaşların derin acılarını anlatan, ya hastalıktan ölen bir bebenin ardından çığırılan samimi duyguları ifade eden yada birbirlerini sevdikleri halde kavuşamamış aşıkların ızdırap hikayelerini terennüm eden ağıtlara rastlarsınız. İşte size birkaç örnek:


Yuva yapmamış
Tamam etmemiş
Dağların başında bir dolu pınar
Otursam ağlasam,el beni kınar
Yar sennen yuva kuracaktık ne havasınan
Benim dertlerim günbegün artar...

Ordusu dağılmış paşaya döndüm
Kaladan kalaya atılamadım
Ezrail elinden kurtulamadım...

Suyunu serin koyun
Kabire ağır koyun...

Ben yaranı saramadım
Yüreğimi acı sardı
Aç gözünü bakma bana
Artık seni toprak sarsın...

Seni vuran eller kırılsın oğlum kırılsın yavrum
Nerdesin gel artık yavrum...

Savrulmuş samanım
Benim öksüzlük zamanım mı 
Karlı dağın ardı karanlık
Figanıma gelsin komşular 
Bu güzelim Kelkit türkülerini dillendirmek ve yaşatmak genç kuşak sanatçı kardeşlerimizin en önemli görevi olsa gerektir.

Habeş:

Kokokola, pepsikola iç bak sonun ne ola
İlacı doğada ara, hebeşinen ağzını sula
Çökelik:

Emim, çökeliği kavuştur bana
Nefis olur bazlaması,köp dibinde yazlaması
 

İsgah’ta yapılır,piramit kurut
Kersende iki kurut ez, aşını gayet ince kes
Ağzını silme de kıskansın herkes...


Evelik dolmasını baş ucuma koysalar
Kurumuş fetirle beni dövseler
Haşıl gelsin gevişetim belimi
Yağlı çökelekli zurna dürümü
Kuru kemikli yarmalı yahnı
Kızarmış kadayıf telli duvaklı
Kurut katıhlı gendümeli çorba
Gavudu,kuymağı sakın unutma
Sanmayın oburum,sadece rüya
Uyanır uyanmaz koştum sofraya
Faruk Yerli

UNUTULAN YEMEKLERİMİZ

Yer gök dolması kaldı askıda
Herle çorbasıyla kuymak nerede?

Ev makarnası çeker çileyi
Kepçeyle içilen sütlü nerede?

Yoğurtlu sironun emeği boldur
Gurutlu haşıl kaldı nerede?

Madımak yemeği yıllarca bitti
Yoğurtlu dolma kaldı nerede?

Tereyağı sürülmesini beklerdi
Tekneyle kavurmalar nerede?


 

Ne güzeldir yanındaki hoşafla
Su içirir sana gece yarısı...

Serinletir seni olursan büryan
Zannedersin bütün dertlere derman...

Sarmısaklısı da iyi peşkeştir
O zaman lezzeti bir iken beştir...

Kersende kurutu elle ezdin mi
Böylesini hiçbir yerde yedin mi?...

Yiyen olur bu lezzetin delisi
O da başka bir tat,boştur gerisi...

Isırdıkça kulağın “küt” demeli
Bu lezzete bilmem ki ne demeli...

Yiyenlerin hepten kolu yorulur
Kavurmalı arayanlar az olur...

Üstüne de tereyağı süzerler
Kimisi de sarmısaklı severler...

Kase kase sinilere dizerler
Bir yiyenler bir kez daha isterler.

Kelkit'in yolu bayır m'ola 
Şimdi yarim gelir m'ola

Hanım gel bayramlaşalım 
Şalın belime saraydım yar 
Nakarat

Top mavi şalvar toz olur yar 
Nakarat

Çini tabağa düzerler yar 
Nakarat

Allar giyenin dostuyam ben 
<span "="">Ellemeyin hiç hastayım ben